Schalke 04 – Galatasaray (12 Mart 2013), Gelsenkirschen

Gördüğümüz tek kavga birbirleriyle Almanca konuşan iki Türk arasında çıktı. Dönüş otobüsünde Schalke’li arkadaşıyla gelen GS formalı adam birilerine ¨Hakem de sizi tuttu¨ demiş, yanımızdaki genç irisi celallendi ve 5-6 metre mesafeden bağırmaya başladı. Neyse ki başka Almanca konuşan delikanlılar araya girdiler de sakinleşti. Sonra da sağolsun kavgayı kendisi bizlere tercüme etti.

Her sene bu zamanlarda kardeşimle ile birlikte Almanya’ya gelmemiz gerekiyor. Bu sene uyanıklık ederek bütün toplantıları Schalke – Galatasaray maçına göre ayarladık, iyi de etmişiz.

Ben 2001’deki Real Madrid maçından beri yurtdışı deplasmanına gitmemiştim, gidememiştim çünkü Galatasaray gitmeye değer maçları oynamıyordu ve/veya benim programımın yoğunluğu müsade etmiyordu. Herkes benim gibiymiş herhalde ki maça bilet bulana kadar canımız çıktı – neyse ki makul bir fiyata, hatta Türkiye’de ödeyeceğimizden daha ucuza (60 Oyro) biletimizi ayarladık. Fakat uçak bileti ayarlamakta çok geç kaldığımız için Düsseldorf’a gitmemiz mümkün olmadı. Bu durumda en yakın diğer büyük şehir olan Amsterdam’a maç sabahı biletimizi aldık.  Amsterdam hakkındaki kısa yazı şurada (link).

Havaaalanında eski günlerdeki gibi formalı birsürü insan görmek güzeldi.  Bizim gibi Amsterdam üzerinden gidenler de vardı, Amsterdam sokaklarında GS formalılar gördük. Amsterdam’da alışverişimi tamamladıktan sonra Leidseplein’den tramvay yolunu takip ederekten yürüyerek istasyona döndük ve Almanya trenimize bindik. (Deutsche Bahn (DB) Avrupa’yı yönetsin diye daha önce yazmıştım değil mi?)   Trenimiz Japon treni gibi dakikasında geldi ve yerleştik. Türkçe konuştuğumuzu anlayan kompartmanımızdaki Hollandalı delikanlı elindeki gazeteden Fatih Terim hakkında bir yazı gösterdi ve Terim Terim dedi. İngilizce bilmeyen tek Hollandalı bu olduğu için konuyu daha derinleştiremedik.

Ve Maç
Oberhausen’de tren değiştirdik ve saat 18:30 civarında Gelsenkirschen’e vardık. Otelimiz istasyona 500 metre olduğu için biralarını içen Schalke’liler ve tek tük Galatasaraylı’ların arasından geçerekten otele uğrayıp bavullarımızı bıraktık. Real Madrid maçında arkamızdaki hayvan purosunun küllerini serperekten hanımın paltosunu yakmıştı, ondan paltolarımıza kıyamadığımız için içlik üstüne hoodie üstüne forma giydik eldiven şapka atkı bağlayıp eksi 5 derece derece sokağa çıktık.

Maça gidenlere tramvay bedava imiş, hemen atladık ve yolda Schalke taraftarları ile atışa atışa 15 dakikada stada vardık. Kardeşim Schalke taraftarının Almanya’nın en fanatik taraftar grubu olduğunu iddia edince ¨Efendi Alman fanatik olsa ne olur?¨ diye sordum, bana Nazilerin de Alman olduğunu hatırlattı. Neyse yolda oldukça dostane bir atmosfer vardı. İngilizce bilenleri nereden geldiğimizi, Hamit Altıntop’un oynayıp oynamayacağını, sırf maç için mi bu kadar yol teptiğimizi sordular. Birbirimize iyi şanslar dileyip tramvaydan indik.

Veltins Arena Schalke 04

Veltins Arena, Biz Girmeden Az Önce

Veltins Arena Stadı bizim olimpiyat stadı gibi etrafı geniş bir alana yapılmış ve park kısımlarını da bölmüşler o yüzden Gazprom tribününe varmak için stadın bayağı dışından 10-15 dakika yürümek zorunda kaldık. Daha sonra yürürken donduğumuz için koşmak zorunda kaldık. Stad bizim stada benziyor ama localar tek sıra ve alt kısım tek tribün şeklinde yapılmış fakat artısı üstünün tamamen kapanıyor olması. Dışarıda donarken burada ısınmasak da idare edebildik.

Gazprom gibi tekel bir şirketin neden Schalke’ye sponsor olduğunu açıklayacak varsa yazsın lütfen, ¨Nasılsa bize mahkumlar, fiyata biraz daha geçirip onlara kendi paraları ile reklam verelim¨ mi dediler?  Neyse üzümü yiyelim, bağını sormayalım.

Stada giriş kapıdaki Almancı görevlilerin de yardımıyla çok kolay oldu, akşam yemeğine vakit kalmadığı için bir pretzel bir simit alıp geri geldim. Yerimiz Türk taraftar kısmının yanında Almanların arasında, korner direğine yakın idi.  Manyak taraftarların olduğu kale arkasındaki kısmı (Curva Nord) köşeden gayet güzel görüyorduk. Maç başlamadan önce Alman bira içme şarkıları çalmaya başladı ve stadda ne kadar mavili taraftar varsa (ki neredeyse tamamında ya forma ya atkı vardı) bir ağızdan söylemeye başladılar. Sonra bu sene her seferinde emniyet şeridinden giden önemli şahsiyetler yüzünden tıkanan trafikte kaldığım için hep kaçırdığım Londra Filarmonik Orkestrası’nın icra ettiği muhteşem şampiyonlar ligi melodisini ilk defa staddan dinleme zevkini yaşadım!

Hamit

Hamit Nihayet Direğin Doğru Tarafına Nişan Aldı

Sonuçta kazanmış olmasak bile çok zevkli diyeceğim bir maçtı ama geçen seferden çok daha iyi oynadık ve hakederek kazandık. En çok da Hamit’in nihayet 7. seferde direğin iç tarafına vurdurup gol atmasına sevindim. Burak Riera’nın harika pası sayesinde o mükemmel golü atınca Lucescu senelerindeki gibi bütün maçın 1-2 devam edeceğini ve tırnaklarımızı yiyerek 90. dakikayı edeceğimizi sandım ama adamlar bir tane daha attılar ve iyice stres oldum. Neyse ki bir şekilde dakikalar geçti ve Muslera’nın zaman geçirmek yerine hemen pas vererek kontratak başlatması sayesinde kazandık! Başka kaleci olsa top tutup yerde 10 dakika yatardı.  Şurada güzel bir özet var: şurada.

Hauptbahnhof’a Dönüş
Staddan çıkmak istemedik, bizim tribüne gelen takımı uzun uzun alkışladıktan sonra baktık 60.000 kişi dönüşte sıkıntı olacak, çıkmaya karar verdik. Park yerinde çok az araba vardı ve tabii ki tramvay durağının girişinde upuzun bir sıra olmuştu. Ama Alman bunu da düşünmüş, üzerinde Hauptbahnhof (Merkez İstasyon) yazan otobüsler hazırda bekliyordu. Biz de onların birine atladık. Biraz trafik vardı, 15 dakikada geldiğimiz yolu 25 dakikada döndük.

Otobüsten inince hemen odaya gitmektense bir bira içelim dedik ve istasyon civarındaki birahanelerden birine girdik. İçerisi matem halindeki Schalke taraftarlarıyla doluydu. Biz tek sarı kırmızılı grup olarak içeri girince şöyle bir baktılar ama barın kenarındaki iki adamdan daha iyi İngilizce bileni ne istediğimizi sorup bizim için sipariş verdi. Konuşmaya başladık. Önceki hafta Ruhr bölgesinin diğer takımı ve büyük rakipleri Dortmund’u sürpriz bir şekilde yendikten sonra Galatasaray’ı da eleyeceklerine inanmışlar, o yüzden iyice üzgünlerdi. Ama yine de kibarca tebrik ettiler ve bir dahaki turda Dortmund’u çekip onları da elersek bizi affedeceklerini söylediler.

Schalke Taraftarı
Kardeşim haklıymış, Schalke taraftarı gerçekten de çok etkili idi. Maç öncesinde hep beraber şarkılarını söylediler, bayraklarını salladılar. Maçı içtikleri o kadar biraya rağmen dikkatle takip edip hakemi etkileyecek şekilde tepkilerini 50.000 kişi birden verdiler, maçtan sonra takımlarını alkışladılar ve sonrasında efendi efendi evlerine döndüler. Arada Türkiye dışında ilk defa gördüğüm sarı-kırmızı-şampiyon-cimbombom tarzı iki tribün karşılıklı söylenen tezahüratlar yaptıları, bir anda oturup bir anda ayağa kalkarak söylenen şarkılar söylediler, bayraklar aniden ortaya çıkıp aninden kayboluyordu, taraftarı izlemesi bile güzeldi.

Schalke Fans

Schalke Taraftarı Birahanede Durduğu Gibi Durmuyor

Gördüğümüz tek kavga birbirleriyle Almanca konuşan iki Türk arasında çıktı. Dönüş otobüsünde Schalke’li arkadaşıyla gelen GS formalı adam birilerine ¨Hakem de sizi tuttu¨ demiş, yanımızdaki genç irisi celallendi ve 5-6 metre mesafeden bağırmaya başladı. Neyse ki başka Almanca konuşan delikanlılar araya girdiler de sakinleşti. Sonra da sağolsun kavgayı kendisi bizlere tercüme etti.

Sonuçta 10 sene beklediğime değdi, mükemmel bir deplasman olmasa da harika bir maçtı. Ertesi sabah Almanya’nın herhalde en çirkin şehri olan Gelsenkirschen sokaklarında koşarken okula giden 2 Türk çocuğun sırayla ¨Galatasaray!¨ diye bağırdıklarını duydum. Galatasaray muhtemelen bir jenerasyon gurbetçi taraftar daha kazandı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *