Politik Bir Cumartesi

Fetih evet gerçekten de hem bizim için hem de insanlık tarihi için önemli ama kutlamalar yapmak sorumluluğu bende olsa daha çok fetih zamanında İstanbul’un durumu, öncesinde sırasında ve sonrasında olanlar, o zamana kadar yapılamayan işi 19 yaşındaki Fatih Sultan Mehmet’in nasıl başardığı gibi konulara odaklanırdım.

Neredeyse bütün 22. haftayı acı vatan Almanya’da geçirdikten sonra Cumartesi günü saat 15:30’da Atatürk Havalimanı’na inmeyi planlamaktaydım, lakin havadaki hesap yerde tutmayınca havaalanı keşmekeşinden sıyrılmam 16:30’u buldu.  Eve varışımı tahmin etmek üzere Yandex’e baktım, 25 km yol için 1 saat 55 dakika süre kırmızıya boyanmış İBB trafik programı ile de karşılaştırınca fazla iyimser geldi.

Cumartesi öğleden sonrası için anormal olan trafiği Kazlıçeşme Meydanı’ndaki HDP mitingine yordum, AKP sponsorluğundaki fetih kutlaması da Pazar günü diye aklımda kalmıştı. Bu trafikle saat 20:00’de Taksim’de bir arkadaşlarımızla buluşacağımızı da hesaplayınca eve varıp, tuvalete gidip geri yola çıkmam gerekiyordu. Sonuçta eve gideceğime HDP mitingine gider oradan Taksim’e geçerim diye düşündüm. Mitingi kaçıracağımı tahmin ediyordum ama amacım bildiğim konuşmaları canlı dinlemekten ziyade seçmenleri gözlemlemekti.

Topkapı’ya kadar trafik açıktı, oradan tramvaya binecektim.  Üstgeçitte eski stil ambalajsız sakız satan takkeli sakallı bir amcaya önümdeki kadın Çapa yolunu sorunca amca açıldı ve “Sakızdaaaan, adres tarifindeeeen!” diye bağırdı.  Bunun üzerine Alman usulü panolara bakarak yol bulacağıma amcaya, “Mitinge nasıl giderim?” diye sormaya karar verdim, hangi miting demeden güzelce tarif etti.

Tıklım tıklım tramvayda bir grup genç heyecanla fetih kutlamasını tartışıyorlardı.  Konu “562 kişilik mehter takımını şu turist çift görse nasıl da korkarlar”‘a geldiğinde turist kadın kendisi hakkındaki planlardan habersiz – nedense fordçuluk olarak bilinen – diğer kültürel değerimizden korunmaya çabalamaktaydı. Yarınki kutlamayı neden bugün konuşuyorlar diye aklımdan geçirsem de çok üzerinde durmadım.

Aksaray’da indim, her zamanki keşmekeşinde olan Vatan Caddesi’nden sahil istikametinde yürürken ellerinde Türk bayraklı insanların HDP’ye gitmesine biraz şaşırdım.  Ama biraz sonra etraftaki fetih mitingi posterleri gerçeğin farkına varmamı sağladı.  HDP mitingi diye fetih kutlamasına gidiyordum!  Etrafta Erdoğan atkıları, başa bağlanan bilimum yeşil bant, “Adam izindeyiz” tişörtleri, etrafa parketmiş üzerinde “görevli” yazan belediye otobüsleri ve fazlasıyla güvenlik görevlisi görünce vaziyeti anladım.

Elinde megafonla meydanda benim gibi aval aval bakanlara fetih kutlaması yolunu gösteren görevliye sorup HDP mitinginin yolunu öğrendim.  Koşturarak yetiştiğim trenle Kazlıçeşme’ye vardığımda artık HDP mitingi dağılıyordu. Vagondan içeri giren gürûhu zorla yararak çıktım ve yüksek perondan miting alanını izlemeye karar verdim.

Kazlıçeşme Mitingi

Kazlıçeşme’deki Manzara (Kaynak: vanbulten.com)

Meydan politik bir mitingden ziyade bir konser veya panayır havasındaydı.  Sarı kırmızı yeşil ve mor ipler, poşular, tişörtler, çıkartmalar, tokalar takmış insanlar şakalaşarak peronu dolduruyorlar, ardından itişerek sıradaki vagona doluyorlardı.  Bir ara peronda zannedersem HDP için yasal bir zorunluluk olan halay başladı, güneydoğu usulü çiçekli başörtülü ağırbaşlı teyzeler canlanıp gruba katıldılar.  Ağlamaktan gözleri kan çanağı olmuş, agresif görünüşlü iki delikanlının kolunda ayaklarıı sürüyerek yürüyen bir başka teyze mutlu havayı biraz dağıttı, ne olduğunu sormaya çekindim.

Sanki miting peronda devam ediyor gibiydi.  Katılımcıların bir kısmı trene binmeden duruyorlar, bir daha bu kadar kalabalık grupla bir araya gelemeyecekmiş gibi heyecanla konuşuyorlardı.  Yarısı Türkçe yarısı Kürtçe sloganlar atıldı, bazıları ciddi bazıları komikti.  Kürtçe olanları sorunca bana tercüme ettiler: bazıları “eski” bazıları da “yeni” Türkiye’de muhakkak suç unsuru olurdu.

Aşağıdaki çimlikte duran, etrafı gençlerle çevrili Altan Tan’a muazzam ilgi vardı.  Gençler arasında yukarıdan aşağıya sarı-kırmızı-şampiyon-cimbom stilinde karşılıklı HDP tezahüratları oldu.  Yanımdaki adam, “Selo Başbakan olunca bu da Diyanet’in başına gelecek inşallah” diye açıkladı.

Baktım Kazlıçeşme yavaş yavaş bitiyor, hala vaktim de var, Yenikapı’daki fetih kutlamasına da gitmeye karar verdim.  Bir sonraki trene tek sarı-kırmızı-yeşil giyinmemiş kişi olarak girdim.  Vagon maç vagonu gibi şarkı ve sloganlarla sallanarak yola çıktı. Kurdistan formalı gence Kürtçe ne dediklerini sordum, bir sonraki duraktaki fetih mitingi hakkında, yeni Türkiye şartlarında suç unsuru olacak birşey çıktı.

Yenikapı’da inip dışarı çıktım ve Google Earth’ten bakınca İstanbul’un çenesinde çıkmış bir sivilce gibi duran yeni meydana doğru büyük bir grubun içinde ilerledim. Grup HDP gruplarına göre daha sessiz ve coşkusuzdu, genelde 2-3 kişilik arkadaşlar münferit olarak yürüyorlardı.  Katılımcılarda heyecan duydukları bir toplantıya gitmekten çok görev ifa etme duygusu hakim idi.

06 AKP plakalı yarı resmi araçlar ve güneş gözlüklü, kocaman altın saatli kolu camdan sarkan birisi tarafından kullanılan beyaz Porsche Panamera gibi bazıları hariç trafiğe kapalı sahil yolunda ilerledikten sonra meydanla yol arasındaki henüz bitmemiş bağlantı kısmına vardık. Çileli bir darboğazdan, Erdoğan temalı başka hediyelik eşya satıcılarının arasından geçip miting alanına girerken erkekler ve aileler megafonlu görevliler tarafından ayrıldı.  Önce standart metal dedektöründen ve üst aramasından, sonra da takım elbiseli güneş gözlüklü sivillerin göz aramasından geçtikten sonra bayrak dağıtılan bir çadır olan çimlik kısma vardım.  Buradan sahne görünüyordu ama bayağı uzaktaydı.  Etrafımdaki polis, zabıta ve çevik kuvvet yoğunluğu dikkatimi çekti.  Ama bu emniyet mensupları etrafta pek polisiye bir durum olmadığı için çimlerde iphone’larının ekranlarına bakarak oturuyorlardı.

Türk Yıldızları

Türk Yıldızları (Kaynak: turkyildizlari.tsk.tr)

Sahneden resmi bayramlardakiler gibi konuşan spikerin anonsu ile Türk Yıldızlarının muhteşem uçak gösterisi başladı. Daha önce TV’de izlemiştim ama canlı görmek çok daha etkileyici oldu.  Sesleri gelmeden önce sanki hayalet uçaklar gibi sessiz hızla yaklaşıyorlar, dibimize geldiklerinde gökgürültüsü gibi sesleri çıkmaya başlıyor ve tam üzerimizdeyken renkli duman bırakarak takla veya salto atıyorlar.  Bir nevi yüksek teknolojili havai fişek gibi düşünebilirsiniz.  Herkes telefonlarını çıkarıp resim ve video çekmeye başladı.

Spiker kahraman ordumuza teşekkür edip katılımcılara bayraklarını sallamalarını söyleyince mütedeyyin kesimin bayrakla ne kadar samimi olduğunun farkına vardım.  Girişte dağıtılan bayraklar sayesinde meydan kırmızı bayrak denizi gibi oldu.  Bu arada not etmem lazım, HDP mitinginde de tek tük Türk bayrakları vardı.

Alandan çıkmam ve Taksim’e gitmem gerekiyordu ama çıkmak girmekten daha zordu, yine aynı darboğaz kısmında gelenler ve gidenler karıştılar, biraz itiş kakış oldu; şikayet mercisi gibi duran görevli , “Size zabıta bakar ben karışmam” diye sorumluluktan sıyrıldı, neyse ki katılımcılar bebek arabasıyla gelen bir kadına yardım ettiler de kadıncağız rahatça çıkabildi.

Girerken de farkettiğim “Sen Fatihsen emret biz de Ulubatlı oluruz – Genç Osmanlılar” pankartlı delikanlılar bir televizyona röportaj veriyorlardı.  Biraz dinledim, fesli delikanlı fethin dinimiz için öneminden bahsediyordu.  Fetih evet gerçekten de hem bizim için hem de insanlık tarihi için önemli ama kutlamalar yapmak sorumluluğu bende olsa daha çok fetih zamanında İstanbul’un durumu, öncesinde sırasında ve sonrasında olanlar, o zamana kadar yapılamayan işi 19 yaşındaki Fatih Sultan Mehmet’in nasıl başardığı gibi konulara odaklanırdım.  Çetin Altan’ın soruları gibi olacak ama bir emirle Ulubatlı olacak delikanlı Ulubatlı’nın İstanbul’a surların neresinden girdiğini merak ediyor muydu acaba?

Bu politik Cumartesi gününde HDP seçmeninin hala umuda ihtiyaç duyduğuna ve olası baraj geçişinden dolayı müthiş heyecanlı olduğuna, AKP seçmeninin ise hafiften sıkıldığına ve artık özgüven pompalamalarına ihtiyacı olmadığına ikna oldum.

Aslında sadece AKP seçmeninin değil herkesin mutluluğu için artık bu Türk’ün Türk’e propagandasının aşılması gerektiğini düşünüyorum, bu konuda en önemli görev de bundan nemalanmakta sakınca görmeyen politikacılara düşüyor.

Not: Bu yazı daha önce Diken‘de yayınlanmıştır.

1 thought on “Politik Bir Cumartesi”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *