Kağıthane’de Müşahitlik

4-5 kişi geride bekleyen burnu hızmalı esmer bir kadın işe geç kalacağını, dolayısıyla öne geçmek istediğini tebliğ etti. İkinci sıradaki kır saçlı güneş gözlüklü adam kendisinin de işe gideceğini, herkesin saygı içinde beklemesi gerektiğini – biraz da sert bir şekilde – söyledi. Hızmalı kadın ona sesini kesmesi ve işine bakmasını önerince kır saçlı adam kadını terbiyesizlikle suçladı. Kadın pişkince asıl terbiyesizin o olduğunu söyledi. Kavgayı ayırmaya gidip hızmalı kadına içeride kavganın yeni bittiğini lütfen sakin olmasını rica ettim, önündeki diğer adam kıkır kıkır güldü.

2015 Haziran genel seçimlerinde İstanbul Kağıthane’de 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bildiğim ilkokulda ikinci kez görevliydim. Bu sefer stressiz, adeta ikinci doğuma giderkenki gibiydi. İlk seferinde önceki akşam geç saatlere kadar eğitim kitaplarını okumuş, bütün vidyoları izlemiştim; yanımda gerekir diye boş dilekçeler, okuduğum eğitim kitabının bir kopyası, dolduracağım formun birkaç kopyası, bir tane oy sayma çetele tablosu, su, telefon şarjı ve Savaş ve Barış’ı yazabilecek kadar kalem vardı. Bu sefer ise cebime telefon şarjını koyup evden çıktım.

6:50’de okula vardım. Hızlı bir tanışma sonrasında okul sorumlumuz müşahit kartlarımızı verdi. Bu sefer kat sorumlusu görevine terfi etmiş olduğum için katımdaki diğer müşahitler ile birlikte yerimize çıktık. Diğerlerinin ilk deneyimi olacaktı, onlara naçizane önerilerimi yaptıktan sonra odalarımıza dağılıp sandıktaki diğer görevliler ile tanıştık. Benim sandığımdaki görevlilerin hepsi kadındı, daha az kavga çıkacağını düşündüm – ama yanılmışım.

kagithane_okulJenerik Okulumuzun Benzeri Bir Başka Okul

Bir taraftan seçim materyallerini hazırlarken, sınıftakiler kendilerini tanıtmaya başladılar. Kendi kendime görünüşlerinden hangi partinin müşahiti/görevlisi olduklarını tahmin etmeye çalıştım, pek zor değildi. Sandık başkanımız olan genç öğretmen hanımın kime meylettiğini anlamakta sıkıntı çektim ama onun da babası yardımına gelince anlaşıldı.

Dakika 1 Gol 1
İlk krizimiz sandık kurulu kurulurken çıktı. Büyük bir partinin temsilcisi gelmemişti, yedek yazdırdıkları kişi de yoktu ama asabi görünümlü uzun boylu bir adam gelip elindeki bir kağıdı göstererek kendisinin görev alacağını söyledi. Onun geleneksel rakibi olan partinin temsilcisi kadın sabah sigarasının henüz içmemiş bir müptelanın siniriyle oldukça agresif bir şekilde buna karşı çıktı. Bir anda herkes telefonunu çekti ve hızlı görüşmeler sonucunda bütün partilerin kat, bina ve okul görevlileri ardından da avukatları hışımla sınıfa doldular. Sınıfta 10-15 kişi aynı anda bağırdığı için yan sınıflardan da meraklılar doluştu.

Genç ve tecrübesiz sandık başkanımız bir taraftan panik halinde elindeki kitapçığı okumaya çalışıyor, bir taraftan da herkesi aynı anda dehşet içinde dinliyordu. Milliyetçi bir partinin üyesi olduğunu sonradan anladığım kişi sorunu kibarlık içinde çözebileceğimizi, bu partinin başka temsilcisi olmadığı için uzun adamı almamızı önerdi, diğer sınıflarda da benzer şeylerin olduğunu söyledi.

Sonuçta sandık başkanımız YSK’ya sorulması gerektiğine karar verdi. 5 dakika sonra YSK görevlisi olduğunu iddia eden otoriter, okuma gözlüklü ve takım elbiseli bir zat geldi ve sınıfa gelen uzun kişinin kurula alınmasının elzem olduğunu herkese anlattı. Bir taraftan da elindeki kitapçığı gösteriyordu. Yanımdaki ufak parti temsilcisi delikanlı otoriter figürden kimlik kartını göstermesini rica etti. Otoriter zat ona onun kim olduğunu sordu. Delikanlı müşahit kartını çıkarınca otoriter zat suçlu bir şekilde kendisinin YSK görevlisi değil büyük partinin bina sorumlusu olduğunu gösteren kartı çıkardı ve ortalık iyice karıştı. Tam polisiye kıvama geldiğimizde içeri asıl listede adı olan olan kadın girdi, evde birşeyler olmuştu ve gecikmişti – herkes sorunun çözülmesi üzerine rahatladı ve yerimizi aldık.

Herkesin Acelesi Var
Kavga yatıştı ve saat daha 8:00 olmamasına rağmen sırada en öndeki genç kız oyunu vermek istedi. 8:00 olmadığını göstermek için cep telefonumun saatini gösterdim, zaten hazır da değildik, genç kız sustu ama bu esnada arkasında 4-5 kişi geride bekleyen burnu hızmalı esmer bir kadın işe geç kalacağını, dolayısıyla öne geçmek istediğini tebliğ etti. İkinci sıradaki kır saçlı güneş gözlüklü adam kendisinin de işe gideceğini, herkesin saygı içinde beklemesi gerektiğini – biraz da sert bir şekilde – söyledi. Hızmalı kadın ona sesini kesmesi ve işine bakmasını önerince kır saçlı adam kadını terbiyesizlikle suçladı. Kadın pişkince asıl terbiyesizin o olduğunu söyledi. Kavgayı ayırmaya gidip hızmalı kadına içeride kavganın yeni bittiğini lütfen sakin olmasını rica ettim, önündeki diğer adam kıkır kıkır güldü. Neyse ki kadın bir süreliğine sustu. Ceketli adam kendi kendine kafasını sallayarak defalarca, “Hayret bişi” dedi. Hızmalı, sırası gelene kadar bu sefer kendi kendine bizim ne kadar yavaş, bilgisiz ve beceriksiz olduğumuzu, bizim gibilerin sandıkta görevlendilmemesi gerektiğini, diğer seçimlerde sıranın çok daha hızlı gittiğini söyledi. Sırası gelince asabi bir şekilde oyunu verip, “Herkes benim gibi olsa bu kadar zor olmaz” diyerek işine gitti.

Kaynana
4-5 kişi oyunu vermişti ki ilk kavga esnasında zarfları ve pusulaları saymayı unuttuğumuzu farkettik, ben 2 dakika durdurarak halledebileceğimizi söyledim. Sandık içinde halihazırda atılmış zarfları saymak üzere sandığa yaklaştım. Geç gelen ama masanın başına 3 oğlunu da istediği kızla evlendirmiş kaynana misali çökmüş üye hanım birden bağırmaya başladı. Ben kimmişim, sandığa yaklaşmaya hakkım yokmuş, sakın dokunmayacakmışım! Hakkımı (aslında tam olarak bilmesem de) çok iyi bildiğimi ve bir şikayeti varsa sandık başkanına söylemek zorunda olduğunu iddia ettim ve müşahit kartımı gösterdim. Kaynana sustu.

İlerleyen dakikalarda telefonunu veya çantasını bırakmak istemeyenler yüzünden ufak gerginlikler çıktı ama majör bir kavga olmadı. Sükunet sağlandıktan sonra ufak partinin müşahiti ile sohbete başladım. Zaten kaynana ve diğer 3 kadın masayı kapatmışlar yaklaşanları dirsekleyerek uzaklaştırıyorlardı. Diğer parti temsilcileri kendileri kimlik kontrolüne geçmek isteseler de her seferinde beş dakika sonra kaynana bir şekilde masanın başına dönüyordu.

Bu esnada konuştuğum ufak parti müşahidi bilgili ve politika ile oldukça ilgiliydi. Aklımdaki birçok soruyu gün boyunca sordum ve ekseriyetle tatminkar cevaplar aldım. Sonra sohbetimiz kitaplara geldi, oradan Diyarbakır ve İstanbul’un farkılıklarına geçtik…

Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam
Öğleden sonra ikinci büyük kavgamız çıktı. Down sendromlu kızına oy kullandırmak isteyen kadın oy kabinine kızı ile birlikte girmeye çalıştı. İçeri iki kişi girmenin yanlış olduğunu söyledim ve engelledim, yine birden ortalık karıştı. Yine telefonlar çekildi ve içerisi bağıran adam doldu. Annenin kıyafetinden nereye oy vereceğini tahmin edenler kendi saflarına geçtiler. Ben kuralı söylesem de (bu sefer iyi biliyordum) ceketim olmadığından dinletemedim. Leman’daki paralelci karikatür karakterine benzeyen ince sesli avukat, kızın oy kullanması gerektiğini iddia ediyordu, kendisini kenara çekip haklı olduğunu listede olduğuna göre kullanması gerektiğini ama tek başına girmesinin şart olduğunu söyleyince paralelci (haklı olduğunu söyleyeceğimi beklemediğinden) şaşırdı ve birden sakinleşti.

İltem Dilek Okuldaki Avukat (Temsili) – Karikatür İltem Dilek (Uykusuz)

Bu arada malesef kız sinirlendi ve bağırmaya başladı. Oy pusulasını aldı ve tek başına kabine girdi. Annesi olmayan başka bir akraba yardıma peşinden girince bana artık güvenmeye başlamış olan sandık başkanı da kabine girip akraba kadını çıkardı. Down sendromlu kızın sinirle iki üç damga vurduğunu duyduk. Hızla çıkıp elindeki yarı açık pusula ve zarfı başkana verdi. Bütün akrabalar ve partilerin erkekleri sandık başkanın kafasına üşüştüler ve bu sefer sandık başkanı kızcağız ağlamaya başladı.

Zaten bütün sorunların bu sınıfta çıktığını ve sandık başkanının bir daha bu göreve gelemeyeceğini iddia eden adamları dışarı çıkardım. Adamlar ve paralel avukat dışarıdan yaklaşık 20 dakika daha sinirli sinirli ama tek kelime söylemeden sandık başkanına baktılar. Sandık başkanının babası gelince durumu ona anlattım o bir şekilde adamları uzaklaştırdı.

Sayım
Günün sonuna gelirken artık ağlaması bitmiş olan sandık başkanının yanına gittim ve eğitim kitabını açtım. Onunla beraber yavaş yavaş oy sayma işleminde yapılacakları okuduk. Bu şekilde kendine güveni geldi. Oy sayma başlayınca başka müşahitler de geldiler ve sınıfta kurul hariç 9-10 kişi olduk. Kavgalar sırasında hep ters saflarda olduğumuz bıçkın adamın bizim odaya girmesinden hiç hoşlanmadım.

Sayım sırasında sorun çıkmadı. Kaynana eline sazı aldı ve her 50 oy kadar saydıktan sonra herkesi susturup sayıları teyid ettirdi ve partisinin oylarından memnun olduğundan kafasını sarkaç gibi sağa sola sallayıp ağzını açmadan “Mıh mıh mıh mıh” diyerek gülümsedi. Diyarbakırlı arkadaşım bizim sandıkta barajı geçememekten mutsuzdu ama bu okuldaki bir önceki seçime göre oylarını iki katına arttırdıklarını söylediğimde biraz rahatladı. Sayım bitince zarf ve pusula sayılarını yazarken bir dolu karışıklık daha çıktı ama burada bıçkın adam uzlaşmamızı önerdi yoksa sabaha kadar sınıfta kalacaktık – öneri kabul gördü. Uzlaşma kararına rağmen herkes başka bir sayı söylemeye başlayınca sandık başkanı bana bakarak olur verdi ben rakamları hesapladım ve herkese okuyarak tutanakları doldurttum.

kagithane_oveo

Oy ve Ötesi’nin eğitimleri sayesinde, çoğu mahalleli olan ve birbirini tanıyan kişiler ile “Sen kimsin birader?” seviyesinden başlayan ilişkimizi “Buraya ne yazacağız hocam?” seviyesine getirebildim. Ama asıl hoşuma giden kavgalar sırasında horozlanan takım elbiselilerin kuralları bildiğimi gördüklerinde gösterdikleri saygı oldu. Tutanaklar imzalandıktan sonra bütün sandık kurulu ile beraber kaynananın da elini sıktım ve tebrik ettim, aslında muhtemelen benim yaşımda olmasına rağmen, “Eline sağlık evladım” dedi ve ilk defa bana gülümsedi. Sandık başkanı ile sarıldık, Diyarbakır’lı arkadaşım ve aralarda tanıştığım onun arkadaşları ile birbirimizi tebrik ettik.

Okulun çıkışında takım elbiseli grup kafaları önde oturuyorlardı. Geçen seçimden hatırladıklarım bazıları ile el sıkıştık, kafa tokuşturduk, birbirimize hayırlısı olsun dedik. Artık saat 19:30 olduğundan açıklanmaya başlamış sonuçları öğrenmek için radyomu açmak üzere arabama döndüm. Parkçı çocuğa sabah da orada olduğumu ama yemeğe ve oy vermeye çıktğımı söyledim, indirim yaptı ve “Sen geçen sefer de gelmiştin abi, hatırladım” dedi. Onunla da hayırlısı olsunlaştık ve aslında 7-8 km uzaktaki ama daha uzak gibi gelen evime döndüm.

Schrödinger’in Kedisi
Sonuç olarak benim sınıfımda veya katımda hatta burada değinmediğim kavgalara rağmen okulumda önemli bir sorun ile karşılaşmadık. Fakat bu diğer okullarda sorun olmayacağı anlamına gelmediği gibi bizde sorun olmamasının sebebinin bizlerin orada olup oyumuza sahip çıkmamız olup olmadığını da bilemiyoruz.

Yine de tarafsız olması gereken seçimlerin çok da tarafsız bir ortamda olamayacağını, devlet tarafından yapılması gerekenlerin bazı partiler tarafından yapıldığını veya devletin bütün partiler eşit şekilde yapsınlar diye verdiği hakların sadece bazıları tarafından kullanıldığını gördüm. Normal bir ülkede “kedidir kedi” açıklamaları ve Oy ve Ötesi gibi kuruluşlar olmamalı. Ama malesef henüz normal bir ülke olma yolunda ilerleyen bir ülkeyiz. Oy ve Ötesi gibi oluşumlar sayesinde doğuya giden gemide batıya yürümektense gemiyi de batıya yürütme adımları atıyoruz.

3 thoughts on “Kağıthane’de Müşahitlik”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *