Why Nations Fail (Ulusların Düşüşü), Daron Acemoglu – James Robinson

Daron Acemoğlu ve arkadaşı yazar James Robinson “Neden bazı ülkeler zengin bazıları fakirdir?” sorusunu cevaplamaya çalışmışlar. Bunun için önce diğer teorilere aksi örnekler bulmuşlar (coğrafya olamaz, din olamaz, dil olamaz, kültür olamaz, ellerindeki teknoloji olamaz vs.) daha sonra da kendi teorilerini tarihsel sebepleri ile beraber açıklamışlar. Verdikleri cevap, “Ülkeleri zengin veya fakir yapan şey insanların kurduğu politik ve ekonomik sistemlerdir.”

Facebook’un kurucu ve CEO’su Mark Zuckerberg enteresan bir tip. Önceki sene Çince öğrenmeye karar vermiş ve Çince mülakat yapabilecek kadar ilerletmişti. Geçen sene yediklerinin etkisini hissetmek amacıyla kendi öldürmediği hayvanı yememe kararı almıştı. Bu sene de iki haftada bir edebiyat dışı kitap okuma kararı almış. Seçtiği kitabı Facebook’taki A Year of Books isimli sayfadan yayınlıyor, sonrasında ise yazarı davet edip diğer okurlarla birlikte soru-cevap yapıyor.

Bu kitap kulübünün farkına vardıktan sonra bir süre takip ettim. 2–3 hafta önce zaten daha önce okusam diye kafama not ettiğim MIT profesörü Daron Acemoğlu’nun kitabı Why Nations Fail’i (Ulusların Düşüşü ismiyle tercüme edilmiş) okumaya karar verdi, ben de kitabı ivedilikle Kindle’ıma indirdim. (Kindle okuma tecrübem başka bir yazı konusu.) Kitap neredeyse 500 sayfa ama Mark Zuckerberg’in bunun iki haftada okuyacak vakti varsa benim de olmalı diyerek başladım. Sonra 14 değil de 20 günde bitirince, “Sıkıysa karısı doğurduktan sonra 14 günde 1 kitap okusun” diye ekledim.whynationsfail_kitap

Kitapta Daron Acemoğlu ve arkadaşı yazar James Robinson “Neden bazı ülkeler zengin, bazıları fakirdir?” sorusunu cevaplamaya çalışmışlar. Bunun için önce diğer teorilere aksi örnekler bulmuşlar (coğrafya olamaz, din olamaz, dil olamaz, kültür olamaz, ellerindeki teknoloji olamaz vs.) daha sonra da kendi teorilerini tarihsel sebepleri ile beraber açıklamışlar. Verdikleri cevap, “Ülkeleri zengin veya fakir yapan şey insanların kurduğu politik ve ekonomik sistemlerdir.”

Ezici veya Kapsayıcı
Yazarlar yönetim sistemlerini ezici ve kapsayıcı olarak ikiye ayırıyorlar:

Ezici (extractive) ülkeler:

  • Otoriter yönetime sahipler, egemenlik ufak bir zümrenin elinde
  • Özel kanunlar veya bankalar tarafından verilen imtiyazlarla yöneticilerin taraftarlarına monopol şirket yaratıyorlar
  • Baştakiler genellikle kendilerinden önceki ezici yönetimi yıkma vaadiyle gelip sistemi kendilerine uyarlıyorlar
  • Dünya değişirken durumlarını riske atmak istemeyen yöneticiler ne pahasına olursa olsun statükoyu korumayı tercih ediyorlar

Kapsayıcı (inclusive) ülkeler:

  • Yönetimde farklı gruplar ve geniş bir taban söz sahibi
  • Güçler ayrılığı ve özgür basın destekleniyor
  • Hukuk, mülkiyet, kişilik hakları devlet tarafından korunuyor. Herkese eşit muamele yapılıyor
  • Vergilendirme adil bir şekilde şeffaf kurallara bağlı olarak yapılıyor

Yazarlar kapsayıcı ve ezici ülkelere tarihten gelerek (Roma İmparatorluğu, Mayalar, Osmanlı, Büyük Britanya, ABD, vs.) örnekler veriyorlar ve bu örnekleri verirken ezici ülkelerin nasıl oluştuğunu, bazı durumlarda kapsayıcı yönetimlerin ezici yönetimi dönüşümü ile zenginleşen ülkelerin fakirleşmelerini, fakir ülkelerin zenginleşmelerini veya benzer ülkelerin ayrışmalarını anlatıyorlar.

Dönüşüm ve Ayrışma
Kapsayıcı ülkelerin zamanla ezici ülkeye dönüşmesi çok görülen bir örnek. Mesela Venedik şehir devleti Akdeniz’de ticaret ile zenginleştikten sonra zengin sınıf yönetim şeklini kendi haklarını koruyacak şekilde değiştirince maceraya atılmaya daha meraklı risk alan genç ve hırslı ama zengin olmayan sınıfın önünü tıkıyor ve Venedik yavaş yavaş gücünü kaybediyor. İspanya, Güney Amerika’yı sömürdükten sonra kazanılan paralarla kral ve soylular gücünü arttırıyorlar ve sınıfa dayalı İspanyol imparatorluğu zamanla dünya liderliğindeki yerini tüccar orta sınıfın kuvvetli olduğu İngiltere’ye bırakıyor.

Sömürgeciliğe biraz geç giren İngilizler Kuzey Amerika’yı sömürmeye çalıştıklarında oradaki yerlilerin fazla doğal kaynağı olmadığını farkediyorlar. Yerleştirilen çoğu İngiltere’den atılmış “Amerikalılar” aynı daha sonra Avustralyalılar gibi İngiltere’nin gücüne karşı koyup farklı (daha kapsayıcı) bir yönetim sistemi geliştiriyorlar.  Sonuçta dünyada ilk gizli oylu seçim Avustralya’da 1856 yılında yapılıyor. İngiltere’de ise veba salgını sonrasında ezilecek halk kalmayınca derebeylerinin gücü zayıflıyor ve iç savaşlar sonrasında kral ve soyluların güçleri kısıtlanıyor, bu da sonuçta endüstri devrimine yol açıyor.

Ayrışma örnekleri ise Güney – Kuzey Kore, Meksika-ABD sınırı ile ortadan ayrılan bir kasaba, Amerika’nın güneyi ve kuzeyi. Kore örneği basit, zaten gözümüzün önünde. Amerika ise daha zor: Güney’de toprak ağalığına dayalı sistemin kölelere ihtiyacı varken kuzeyde böyle bir durum olmadığı için kuzeyliler güneylilerin köleleri kullanarak daha zenginleşmelerini engelliyorlar (insan hakları ikinci sebep). Amerika’daki endüstri devrimi de bedava işgücü (köleler) olmadığı için inovasyona mahkum olan kuzeyde oluyor.

Ezici Ülkelerin Başarıları Devam Edebilir Mi?
Sovyetler Birliği ve Çin ise başka cins örnekler. Sonuçta ezici yönetime sahip olarak ekonomik olarak başarılı olmak da gayet mümkün. Bunlar dışında Roma İmparatorluğu’nun son zamanları, Osmanlı İmparatorluğu da ezici yönetime sahip zenginleşen ülke örnekleri. Yazarların iddiası bu gibi ülkelerde ekonomik başarı mümkün olsa da sürekli olamıyor.

Roma İmparatorluğu’nda MS 14 yılında başa geçen İmparator Tiberius halk meclisinin güçlerini soylulardan oluşan senatoya verdikten sonra bize tanıdık gelecek bir şekilde halka bedava buğday, zeytinyağı, şarap ve domuz eti dağıtarak gönüllerini almış! Bu Roma’nın gerilemeye başlaması olarak görülüyor.

Galyalılar

Ezici Romalılar ve Galya’da Bir Köy
Ezici yönetime sahip ülkelerde yaratıcı fikirler kısıtlandığı için dünya teknolojik olarak ilerleyince bu ülkeler geride kalıyorlar. SSCB 1928–1960 arasında her yıl %6 büyüdükten sonra 80’lerde gözlerimizin önünde hızla çöktüğünde savaş, ağır endüstri ve spor haricinde içinin boş olduğunu gördük.

Osmanlı’da 1800 yılında okuma yazma oranı %3 iken İngiltere’de erkekler arasında %60, kadınlarda ise %40. Osmanlı’da güç sahibi kişiler halk arasında fikirler hızlı bir şekilde dolaşırsa halkı kontrol etmek daha zor olur diye düşünmüşler. Günümüzün basın sansürü ise matbaa yerine internet yoluyla tezahür ediyor.

Çin de güzel bir örnek çünkü günümüzde hala devam eden bir başarı öyküsü. Yazarların iddiası, Çin devlet şirketleri ve baskıcı rejim ile büyümesi Çin orta gelirli bir ülke olunca iyice yavaşlayacak çünkü:

  • Şirketlerin yaratıcı yıkım (creative destruction) ile yenilenmeleri teşvik edilmiyor. Yaratıcılık bastırılıyor
  • Hükümet destekli değilse fazla öne çıkan iş adamları engelleniyor
  • Başarılı olurken devlet şirketleri ile rekabet etmek zorunda kalacak şirketlerin hiç şansı yok
  • Bu gibi ülkelerde güç çok değerli olduğu için gücün paylaşımı kavgaları çıkması kaçınılmaz

Kitabın yazıldığı 2012’de Çin’in yavaşlaması henüz başlamamıştı ama bugün 2015 sonlarında yavaşlamanın etkilerini ve Çin büyüme rakamlarının doğru olup olmadığını tartışmaya başladık.

Ezici Yönetimin Oluşması
Kısa da olsa Arjantin, Venezuela gibi ülkelerde başa geçen politikacıların kendi ezici sistemlerini geliştirmesinden de bahsedilmiş. Geçmişten gelen ezici hükümetler halkı yaptıkları eşitsizliklerle bezdirince halk daha ekstrem kişilere oy verebiliyor. Bu kişiler halka yıllarca verilmeyen yol ve eğitim gibi bazı temel hizmetleri verince ve onları ezen kişilere de karşı çıkınca geniş halk kitlelerinden oy alabiliyorlar. Başa geçtikten sonra da aynı sistemi kendileri için kullanmaya başlıyorlar. Bu gibi ülkelerde devlet monopolleri kişilere verilen sözde özelleştirmeler yapılıyor: Meksika’da Telekom’un, Mısır’da Tekel’in belli kişilere değerinin altında satışları gibi.

Ne Olacak Bu Türkiye’nin Hali?
Kitabı okurken tabii ki Cumhuriyet sonrası Türkiye’nin geçirdiği değişimleri düşündüm. Hiçbir zaman kapsayıcı bir yönetime sahip olamadık, ezici zümre son 100 senede 3–4 kere el değiştirdi ama sömürgeci İspanyolları kovan özgürlükçü Güney Amerikalıların kendileri başa geçtiklerinde aynı sistemi devam ettirmeleri gibi sadece ezenler değişti. Daron Acemoğlu’na bakanlık teklif eden politikacılar bile bu durumu değiştirecek adımları atmadılar. İnsanın aklına, “Türkiye geleceği çok parlak bir ülkedir, her zaman da öyle kalacaktır” sözü geliyor.

Twitter Sansürü

Dünya Çapında Olduğumuz Konulardan Biri
Peki Acemoğlu’nun bahsettiği eziciden kapsayıcıya değişim istenirse olabilir mi? Kitaptaki örnekler daha eskiden geliyor ama son 50 seneye bakacak olursak Portekiz, Şili gibi ülkelerde kapsayıcı yönetime geçiş görüyoruz. Genelde politikacılar ellerindeki gücü bırakmak istemediklerinden yaratıcı yıkımı destekleyecek altyapıyı kendi kendilerine kurmuyorlar. Ya büyük bir afet, ya halk ayaklanması ya da dışarıdan etkilerle ülkelerin bölünmesi veya zorlanması gibi durumlar – bir de üstüne şans gerekli. Ama Arap Baharı sonrası Tunus’ta Nobel Barış Ödülü alan kuartet: sendika liderleri, ticaret ve sanayi odaları, barolar ve insan hakları derneklerinin beraber çalışması Türkiye için çok iyi bir örnek.

İngiltere ve Fransa’da bu geçişin olması için:

  • Tüccarlar ve zanaatkarlar ayaklanarak kendilerini ezecek politik güçlerin oluşmasını engellemişler
  • Farklı fikirlere sahip insanlardan oluşan geniş bir koalisyon oluşturulmuş ve
  • Geçmişten gelen gelenek sayesinde eskiden kurulmuş olan meclis ve diğer güç paylaşımı gelenekleri (Magna Carta gib) kullanılmış.

Ya ABD?
Acemoğlu Amerika’da gittikçe artan gelir dağılımı eşitsizliği yüzünden oldukça kapsayıcı olan politik sistemin de zarar göreceğini düşünüyor. Çok zengin birkaç birey bir politik partiyi desteklerse o partinin bireye zarar vermesi gereken durumlarda nasıl davranması beklenir? Türkiye’deki basının reklama olan ihtiyacından dolayı doğru dürüst tüketici hakları köşeleri bile geliştirememesi gibi.

Konuya herkes kendi açısından baktığı için, New York Times’dan Paul Krugman da kendi cebinden dünyaya yapılan Amerikan yardımları açısından yaklaşmış. Demokrasi dışarıdan zorla değil içeriden isteyen halkın bastırması ile yerleşiyor. Krugman, Amerika Mısır, Afganistan gibi ülkelere para yardımı yapıp ezici hükümetleri kontrol altında tutarak beslemek yerine yardımları kapsayıcı reformlara bağlarsa o ülkelerin zamanla kendi kendine gelişeceklerini iddia etmiş.

Böyle olsa dünyanın daha yaşanır bir yer olacağı da aşikar. Sonumuz hayırlı olsun demekten başka birşey yok.

1 thought on “Why Nations Fail (Ulusların Düşüşü), Daron Acemoglu – James Robinson”

  1. Kitabı yakın zamanda ben de okudum. Yazarın teorisini oldukça eksik buluyorum ama tabii ki yanlış değil. Ayrıca bu teoriye göre sizin de bahsettiğiniz gibi durumumuz pek iç açıcı değil.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *