Brexit’ten Dersler

Türkiye’de eğitim seviyesi yükselecek ve bütün sorunlarımız hallolacak diyenler İngiltere’nin eğitim seviyesini aşmamızı beklemek zorundalar. AB’den çıkmanın ekonomik olarak zararlı olacağını tarafsız ve saygın kuruluşlar – hesabını da çıkararak – anlattılar ama UKIP başkanı Nigel Farage “AB’ye her ay verdiğimiz 350 milyon sterlin cebimizde kalacak” diye oy aldı – ve seçim sonrasında da TV’de “Aslında tam da öyle olmayacak” diye sırıttı.

Brexit, yani Birleşik Krallık’ın (İngiltere olarak da geçiyor ama aslında İngiltere + İskoçya + Galler + Kuzey İrlanda) Avrupa Birliği’nden çıkması referandumu birçoklarının tahmininin aksine 23 Haziran Perşembe Brexitçilerin kazanması ile sonuçlandı.  Konu basınımızda “oh iyi oldu” (schadenfreude), “şimdi elimize düştüler” ve “beter olsunlar” hislerinin arasında bir yerde konuşlandı.

Birleşik Krallık

İngiltere, Büyük Britanya, Birleşik Krallık (ve İrlanda) (Kaynak: quickanddirtytips.com) 

Birleşik Krallık AB henüz AB olmadan beridir (1975’ten beri) birliğe üye. O zaman birliğin özündeki amaç, ABD ve Çin gibi dünya devlerine karşı bir topluluk oluşturarak kendilerini ekonomik olarak korumak idi. Ancak daha sonrasında işin içine ortak değerler, insan ve hizmetlerin sınırsız dolaşımı, üretilen mallar için gümrük birliği, ortak vergi toplama ve harcama kararları ve nihayet ortak para birimi gibi konular da girdi. Hatta “dışarısı” olarak tanımladıkları kesimden ülkeleri de (başta sonradan başlarına bela olan Güney Kıbrıs) ekonomik kriterlere pek bakmadan içeri aldılar.

Bazılarına göre bu genişleme hızlı ve fazlaca Almanya-Fransa ikilisinin kontrolünde oldu. Dolayısıyla zaman geçtikçe birliğin daha serbest olmasını isteyen bazı ülkeler (özellikle Birleşik Krallık) yeni kurallara kısmen uymayı tercih ettiler. Sonuçta şu aşağıda gördüğümüz grafikteki garip durum ortaya çıktı.

brexit_ftchart

Avrupa Konseyi, AB, EFTA, EEA ve Schengen (Kaynak: FT)

Yerelci Partilerin Yükselişi ve Etkileri
Ben 15 sene önce orada yaşarken Birleşik Krallık içerisinde 2.5 siyasi parti vardı. Bunlar şu anda büyüklüklerine göre Muhafazakar Parti (Tories), İşçi Partisi (Labour) ve Liberal Demokrat Parti (LibDem) idi. Son yıllarda, bütün dünyadaki yerelci akımlar ile birlikte UKIP isimli İngiliz milliyetçisi ve SNP isimli İskoç milliyetçisi iki parti daha eklendi. İskoçya ayrı bir konu, ona daha sonra bakarız, ama UKIP genelde Muhafazakar Parti’ye oy veren kesimden klasik yabancı düşmanı hamasi söylemler sayesinde, İşçi Partisi’nden ise yerine getirilemeyecek finansal hayalleri kullanarak oy çalmaya başladı. Bunun sonucunda İşçi Partisi oy kaybetti ve başına Blair zamanındaki liberal solun öteki ucundan Jeremy Corbyn geldi. Muhafazakarlar ise oy kaybetmemek için kendi içlerinde AB’den çıkmayı tartışmaya başladılar.

Bütün bu AB ilişkisi karmaşası içinde Muhafazakar Parti’de iki eski arkadaş birbiriyle siyasi satranç oynadılar. Dünyanın en elit liselerinden birisi olan Eton College’dan sınıf arkadaşı olan, sonra da dünyanın en iyi üniversitelerinden biri olan Oxford’u bitiren David Cameron ve Boris Johnson.  (Konu hakkında çekilen dizinin haberi.)

Bullingdon Club, Oxford

Oxford Yıllarında Bullingdon Club Üyeleri David ve Boris

Birleşik Krallık’taki 2015 seçimini kazanan Cameron kendi partisine AB ile müzakere edip istediğini alacağını söyledi.  Ardından halka seçim vaadi olarak seçilirse AB’den ayrılmayı referanduma sunacağını anlattı.  Sözünü de tuttu.  Önce AB ile pazarlık yaparak ve çıkma sopasını göstererek, hakkı olmadan AB bütçesine daha az katkı vermeyi kabul ettirdi sonra da bunun içerisi için yeterli olduğunu düşünerek referanduma gitti.  Referandum sırasında “Artık alacağımızı aldık, bundan sonra AB iyi bir seçimdir” diye kalmayı (Bremain olarak geçiyor) savundu.  Kaybedince de kalmayı savunan birisi olarak çıkmayı tekrar pazarlık edemeyeceği için başbakanlıktan istifa ederek yerini muhtemelen Boris Johnson’a bıraktı.

Boris Johnson
%90’i magazine dayanan siyasi basınımızda Atatürk’ün düşmanı İngiliz Kemal’in (Ali Kemal) torunu olarak geçen Boris Johnson (ki dedesi Osman Kemal olan ismini Wildred Johnson yapmasa Boris Kemal olacaktı) gazeteciliği sonrasında son derece eğlenceli ve kısmen başarılı bir Londra belediye başkanı olarak ün yaptı. Süresi dolunca sıradaki amacı başbakanlık idi.  Boris Johnson bu amaçla kısa yoldan popülistliğe meyletti ve inanmadıklarını savunarak Muhafazakar parti içinde Cameron’ın karşısına geçti.  Hakkını vermek gerekirse büyük bir risk aldı ve sonuçta savunduğu oldu, halk AB’den çıkmayı seçti.

Önü açılan Boris Johnson’ın AB’den ivedilikle çıkmayı organize etmesi gerekirken ilk demeci “50. Madde’yi uygulama konusunda acele etmemize gerek yok” oldu.  (50. Madde daha önce uygulanmadığı için nasıl uygulanacağı tam belli olmayan AB’den ayrılma maddesi.)  Benim tahminim kendisi de bu sonuca hazır değildi şimdi elinde iki ucu pis değnek var, bakalım ne yapacak?

Peki Bunlardan Bize Ne?
Çıkarılacak dersler söz konusu:
1) Demokrasilerde bazı şeyleri halka sormak, sonucunda hiç demokratik olmayacak sonuçlar getirebilir. Muhafazakar Parti’nin en önemli başbakanlarından Thatcher referandumları demagogların ve diktatörlerin aracı olarak gördüğünü söylemişti.  Sonuçta sorunun hangi kelimelerle sorulduğu, kimin ne kadar kampanya bütçesi olduğu, demagoji yeteneği, o yılki işşizlik durumu, medyanın tutumu ve kimler tarafından yönlendirildiği, referanduma katılım oranı, doğuda o ay kar yağışı olup olmadığı gibi pek çok konuyla alakasız faktör rol oynayabilir.  Kararı alırken o anda vatandaşların sefayı mı yoksa cefayı mı paylaştıklarına bakmak lazım.  Diyelim ki evet çıktı.  Nasıl uygulanacağı zaten apayrı bir komplike konu ve referandum gibi bir yöntem buna cevap üretemez.  Unutmayalım ki ABD halkına sorulsaydı zenciler köle olarak kalacaklardı.

2) Pazarlığın bir adabı vardır.  Cameron gibi AB’yi çıkmakla tehdit ederek bütçe katkınızı azalttıktan sonra bir de AB’den çıkarsanız gözünüzün yaşına bakmadan hızla çıkmanızı ve başkalarına kötü örnek olmamanızı isterler.

3) Dani Rodrik’in Trilemma‘sını unutmamak gerekir.  Rodrik bir ülkede aynı anda şu üçünün olamayacağını savunuyor: hiperglobalizasyon, tam bağımsızlık ve demokrasi.  Bunlardan ikisini seçmeniz lazım.  Demokratik yönetim varsa hem ticari sınırları indireceğim ama aynı anda AB’ye bağımlı olmayacağım demek mümkün değil.  Birliğe girince birlik kurallarına riayet etmek gerekiyor.

4) Çarşamba akşamı bahis siteleri AB’de kalma ihtimalini %90 olarak görüyorlardı.  İngiltere’nin en prestijli gazetelerinden Financial Times da aynı akşam kalma ihtimalini %80 olarak tahmin etti.  Seçim tahminlerine sonuçta sadece tahmindir, baştan her duruma hazırlıklı olmak gerekir.

5) Türkiye’de eğitim seviyesi yükselecek ve bütün sorunlarımız hallolacak diyenler İngiltere’nin eğitim seviyesini aşmamızı beklemek zorundalar.  AB’den çıkmanın ekonomik olarak zararlı olacağını tarafsız ve saygın kuruluşlar – hesabını da çıkararak – anlattılar ama UKIP başkanı Nigel Farage “AB’ye her ay verdiğimiz 350 milyon sterlin cebimizde kalacak ve sağlık için kullanılacak” diye oy aldı – ve seçim sonrasında da TV’de “Aslında tam da öyle olmayabilir” diye sırıttı.

6) Tiraj için her şeyi yazabilecek basın ile bu gibi önemli kararları vermek yanlışa götürebilir.  Aşağıda The Economist’in Avrupa Konseyi’nden derlediği bizdeki “AB’ye girersek kokoreç yasaklanacak” kategorisindeki haberlerin haber cinsi ve basın organına göre derlenmiş grafikleri var (detay burada güzel bir yazının içinde).  İngiliz basınının güzide kuruluşu The Sun gazetesinin bizi de ilgilendirecek şekilde “Schengen kalkacak 12.7 milyon Türk gelecek” diye manşet attığını da unutmayalım. (İngiltere Schengen üyesi değil!)

Basındaki Palavralar

En Popüler Palavralar Yemek Üzerine

Sonuç
Peki bundan sonra ne olacak?  İngiltere’nin ortak pazar, insanların özgür dolaşımı, AB bütçesine katkılar gibi konularda ne yapacağı belirsiz.  Bunlar müzakere edilecek, en az 2 yıl.  Öte yandan bu yazıyı yazarken daha seçimin üzerinden 3 gün geçti ama “Bu referandum AB referandum kurallarına uygun değildir, tekrarlansın” diye 2.5 3.5 milyonu aşkın imza toplandı, üstelik referandum kesin bir karar demek değil, sadece hükümete bir öneri.

Herşeye rağmen düşünülmesi gereken konular var.  Belki de en önemlisi şu: günümüzde kuvvetli bir ekonomi olmak için gereklilik haline gelen globalizasyon gelir ve fırsat eşitsizliğine yol açıyor, gelir ve fırsat eşitsizliği popülist liderlere yarıyor ve popülist liderler globalizasyonu engelliyorlar.  Sadece bu sarmaldan çıkmayı becererek dünyaya ayak uyduran ülkeler popülizmin önüne geçebilirler.

5 thoughts on “Brexit’ten Dersler”

  1. Brexit konusunda Türkiye’den okuduğum açık ara en aklı başında yazı. Özellikle “çıkarılacak dersler #1” bence çok mühim ve bizim için more relevant than ever.
    Tebrik ve teşekkür ederim Emin.
    Websitene de bayıldım ve her türlü subscribe ettim.

  2. Yazı içerigi bakımından çok doyurucu,elleriniz dert görmesin.Brexitle birlikte AB için cin şişeden çıktı ve “Artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak”tabirlerini kullanmak yerinde olsa gerek,çünkü uzun bir süre artçı özellikli haberlerin gelmesi muhtemel gözüküyor,Biraz önce S&P ingilterenin kredi notunu en iyi not olan AAA ‘dan AA’ya indirdi.Görünüm filan degil sonuçta not ve ünvan gitti.Bu arada ingilizlerin ünlü Sogukkanlık efsanesi Keep Calm and Carry On çökmüş oldu.:))

  3. kalemine kuvvet, cok net tek tek konulara deginmissin. “sarmal’a gel” tadinda bir dunya atmosferi icinde solumaya devam

  4. 😆 İngilizler yazındaki gibi İngilizlik yapacaklar, AB’yi uyutacaklar.
    Tekrar referandum yaparlarsa AB’den çıkma işi suya düşer.
    Referandum yapmazlarsa AB’den çıkmaları çok seneler alır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *